Blog masonry

maxresdefault Parapleji: Fizyoterapi ve Rehabilitasyonun Rolü

Parapleji: Fizyoterapi ve Rehabilitasyonun Rolü

Parapleji, alt ekstremitelerdeki felç durumu olup, bireyin günlük yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebilir. Fizyoterapi ve rehabilitasyon, bu sürecin yönetilmesinde kritik bir rol oynar. Fizyoterapi, kas güçsüzlüğünü önlemek, eklem hareketliliğini korumak ve bireyin bağımsızlığını artırmak amacıyla uygulanır. 

Parapleji Nedir?

Parapleji, omurilik hasarı sonucunda vücudun bel seviyesinden aşağısında bulunan kasların ve sinirlerin işlevselliğini kaybetmesi durumudur. Bu durum, alt ekstremitelerin yani bacakların hareket yeteneğini ve genellikle duyu fonksiyonlarını kaybetmesine neden olur. Parapleji, genellikle omuriliğin T1-L5 seviyeleri arasındaki bir yaralanmadan kaynaklanır. Yaralanmanın şiddetine bağlı olarak, kişi tamamen ya da kısmen hareket ve his kaybı yaşayabilir. Parapleji, doğrudan sinir sistemini etkileyen bir durum olduğundan, hastaların hem fiziksel hem de psikolojik olarak desteğe ihtiyaçları olur. Paraplejinin tedavisinde, multidisipliner bir yaklaşım benimsenir ve bu süreçte fizyoterapi, tıbbi tedavi, psikolojik destek gibi çeşitli yöntemler bir arada kullanılır.

Parapleji Neden Olur?

Parapleji, omuriliğin çeşitli nedenlerle zarar görmesi sonucunda ortaya çıkar. En yaygın nedenlerden biri travmatik yaralanmalardır; bunlar trafik kazaları, spor kazaları veya yüksekten düşme gibi durumlarla meydana gelebilir. Bunun yanı sıra, tümörler, omurilik enfeksiyonları, omurga kırıkları ve dejeneratif hastalıklar da paraplejiye yol açabilir. Omurilikteki hasar, sinir iletiminin kesilmesine neden olur, bu da bacaklarda his ve hareket kaybına yol açar. Omurilik yaralanmalarının şiddeti, paraplejinin derecesini belirler. Ayrıca, bazı nörolojik hastalıklar da paraplejiye sebep olabilir. Örneğin, multipl skleroz ve transvers miyelit gibi hastalıklar omuriliğin işlevini etkileyerek paraplejinin gelişmesine neden olabilir.

Parapleji Belirtileri Nelerdir?

Parapleji belirtileri, omurilik yaralanmasının seviyesine ve şiddetine bağlı olarak değişiklik gösterir. En yaygın belirtisi, belden aşağıdaki kasların kontrol kaybı ve duyu kaybıdır. Bu durumda, bacaklarda hareket kaybı, uyuşma veya his kaybı yaşanabilir. Ayrıca, bağırsak ve mesane fonksiyonlarının kaybı da sıkça görülen belirtiler arasındadır. Paraplejili bireylerde, kas spazmları ve refleks değişiklikleri de meydana gelebilir. Bazı durumlarda, cilt yaralanmaları ve bası yaraları gibi ikincil problemler de görülebilir, çünkü hasta uzun süreli yatakta kalmak zorunda kalabilir. Kişinin yaralanma seviyesi ve omurilik hasarının boyutuna bağlı olarak belirtiler hafif ya da ağır olabilir. Bu nedenle, erken tanı ve tedavi oldukça önemlidir.

Parapleji Ciddi Midir?

Parapleji, ciddi bir nörolojik durumdur ve yaşam kalitesini önemli ölçüde etkiler. Omurilik yaralanmasının derecesine bağlı olarak, kişi kalıcı olarak yürüme yetisini kaybedebilir. Bu durum, yalnızca fiziksel kısıtlamalarla sınırlı kalmaz; bireyin psikolojik durumu ve sosyal hayata katılımı da olumsuz etkilenir. Paraplejili kişilerin yaşamlarını sürdürebilmeleri için sürekli bakım ve destek gerekebilir. Fiziksel hareketliliğin sınırlanması, bağımsız yaşam becerilerinin kaybına yol açabileceği gibi, komplikasyon riskini de artırır. Örneğin, uzun süreli hareketsizlikten kaynaklanan yatak yaraları, idrar yolu enfeksiyonları gibi ikincil sağlık sorunları görülebilir. Ancak, doğru tedavi ve rehabilitasyon programları ile bu durumların önüne geçmek ve kişinin yaşam kalitesini artırmak mümkündür.

Parapleji Tanısı Nasıl Koyulur?

Parapleji tanısı, klinik değerlendirme ve çeşitli görüntüleme yöntemleri kullanılarak konulur. İlk aşamada, doktor hastanın tıbbi geçmişini ve yaşadığı belirtileri detaylı olarak inceler. Ardından, nörolojik muayene yaparak hastanın reflekslerini, kas gücünü ve duyusal fonksiyonlarını değerlendirir. Omuriliğin hasar seviyesini belirlemek için genellikle manyetik rezonans görüntüleme (MR) ve bilgisayarlı tomografi (BT) gibi ileri görüntüleme teknikleri kullanılır. Bu yöntemler, omurilikteki hasarın tam yerini ve boyutunu tespit etmeye yardımcı olur. Ayrıca, omurilik sıvısının analizi gibi diğer tanı yöntemleri de kullanılabilir. Tanı sürecinde multidisipliner bir yaklaşım benimsenir ve hastanın tedavi planı bu doğrultuda şekillendirilir. Erken tanı, tedavi sürecinin etkinliği açısından büyük önem taşır.

Parapleji ve Tedavisi

Parapleji tedavisi, omurilik hasarının türüne ve derecesine bağlı olarak farklılık gösterir ve multidisipliner bir yaklaşım gerektirir. Tedavi süreci, genellikle fizyoterapi, ilaç tedavisi, cerrahi müdahaleler ve psikolojik destekten oluşur. İlaç tedavisi, kas spazmlarını hafifletmek ve ağrıyı yönetmek amacıyla uygulanırken, cerrahi müdahaleler omuriliğin stabilizasyonunu sağlamak için gerekebilir. Fizyoterapi ve ergoterapi, kas gücünü artırmak, eklem hareket açıklığını korumak ve hastanın günlük yaşam aktivitelerine katılımını sağlamak açısından büyük önem taşır. Tedavinin amacı, hastanın bağımsızlığını ve yaşam kalitesini artırmak olup, bu süreç uzun bir rehabilitasyon dönemi gerektirebilir.

Parapleji’de Fizik Tedavi ve Rehabilitasyonun Önemi 

Parapleji tedavisinde fizik tedavi ve rehabilitasyon, hastaların kaslarını güçlendirmek, eklem hareketliliğini korumak ve dolaşım sistemini desteklemek amacıyla kritik bir rol oynar. Fizik tedavi, bireyin bağımsız olarak hareket edebilme becerisini geliştirmeyi hedefler ve bu süreçte çeşitli egzersiz programları uygulanır. Rehabilitasyon programları kişiye özel olarak planlanır ve hastanın yaşına, omurilik yaralanmasının seviyesine ve genel sağlık durumuna göre şekillendirilir. Bu tedavi sürecinde hastaların psikolojik olarak da desteklenmesi, tedavinin etkinliğini artırır. Fizik tedavi ve rehabilitasyon sayesinde, paraplejili bireylerin sosyal hayata katılımı sağlanabilir ve yaşam kaliteleri artar.

Parapleji ve Ergoterapinin Önemi

Ergoterapi, paraplejili bireylerin günlük yaşam aktivitelerine daha bağımsız bir şekilde katılabilmeleri için kullanılan önemli bir tedavi yöntemidir. Bu terapide, hastaların yaşam kalitesini artırmak ve bağımsızlıklarını sağlamak amacıyla özel egzersizler ve aktiviteler uygulanır. Ergoterapistler, hastaların ellerini ve kollarını kullanarak günlük aktivitelerini yerine getirmelerine yardımcı olur ve öz bakım becerilerini geliştirir. Parapleji hastalarında, yemek yeme, giyinme, yazı yazma gibi temel beceriler yeniden kazanılabilir. Ergoterapi ayrıca, çevre düzenlemeleri ve adaptif cihazların kullanımı konusunda da rehberlik eder, böylece hastalar evde daha rahat hareket edebilir ve bağımsız yaşam sürdürebilir.

Parapleji Hastalarında Yaşam Kalitesini Artırma Yöntemleri

Paraplejili hastaların yaşam kalitesini artırmak için fiziksel, psikolojik ve sosyal destek sağlanması önemlidir. Fizik tedavi ve rehabilitasyon programları, hastaların kas güçlerini korumalarına, eklem hareketliliğini artırmalarına ve günlük yaşam aktivitelerine katılmalarına yardımcı olur. Ayrıca, psikolojik destek almak, hastaların depresyon ve kaygı gibi duygusal zorluklarla başa çıkmalarına katkı sağlar. Ergoterapi, hastaların bağımsızlıklarını destekleyerek yaşam kalitesini yükseltir. Özel uyarlanmış tekerlekli sandalye kullanımı ve evde yapılacak çevresel düzenlemeler, hastaların daha rahat hareket etmelerini sağlar. Sosyal aktiviteler ve destek grupları da hastaların topluma yeniden katılımını destekler.

Fizyoterapi ile Parapleji Belirtilerini Hafifletme

Fizyoterapi, paraplejili hastaların yaşadığı kas zayıflığı, eklem katılığı ve kas spazmlarını hafifletmek için etkin bir tedavi yöntemidir. Özel olarak tasarlanmış egzersiz programları sayesinde, hastaların kaslarının güçlenmesi sağlanır ve bu da hareket kabiliyetlerini artırır. Ayrıca, dolaşımın düzenlenmesi ve kasların esnekliğinin korunması için pasif ve aktif germe egzersizleri uygulanır. Elektroterapi ve su terapisi gibi yöntemler de kas spazmlarını azaltmada etkili olabilir. Fizyoterapi, sadece fiziksel belirtileri hafifletmekle kalmaz, aynı zamanda hastaların ruhsal durumunu da iyileştirerek tedavi sürecine olumlu katkıda bulunur.

Fizik Tedavi İstanbul Merkezimizin Parapleji Tedavisinde Farkı 

Fizik tedavi merkezimiz, parapleji tedavisinde sunduğu kişiye özel rehabilitasyon programları ve uzman ekibiyle öne çıkar. Her hasta için özel olarak hazırlanan tedavi planları, kas güçlendirme egzersizleri, manuel terapi, elektroterapi ve su terapisi gibi yöntemleri içerir. Merkezimizde, son teknoloji cihazlar ve donanımlar kullanılarak tedavi süreci desteklenir. Ayrıca, hastaların tedavi sürecinde motivasyonlarını koruyabilmeleri için psikolojik destek ve danışmanlık hizmetleri de sunulmaktadır. İstanbul’daki merkezimiz, deneyimli kadrosu ve hasta odaklı yaklaşımıyla paraplejili bireylerin yaşam kalitesini artırmayı ve topluma yeniden kazandırılmalarını amaçlar.

Randevu İçin Merkezimize Ulaşın!  

Randevu almak için merkezimize telefonla ya da internet sitemiz üzerinden ulaşabilir ve tedavi sürecinizde ilk adımı atabilirsiniz. Sizi sağlıklı ve kaliteli bir yaşama yeniden kazandırmak için buradayız!

Diastasis Recti 

Screenshot 2015 12 15 20.12.47 Diastasis Recti 

Genelde hamilelikle birlikte görülen ve karın kaslarının ayrılması olarak bilinen Diastasis Recti nedir ? Belirtileri nelerdir? Nasıl ortaya çıkar gibi sorularınızın cevapları için yazımızın devamına göz atabilirsiniz.

Diastasis Recti Nedir?

Diastasis Recti, rektus abdominis kaslarının (karın kaslarının) orta hat boyunca ayrılması

durumudur. Genellikle hamilelik sırasında veya sonrasında kadınlarda görülür, ancak erkeklerde ve farklı yaş gruplarındaki kişilerde de ortaya çıkabilir.

Diastasis Recti’nin Sebepleri Nelerdir?

Diastasis Recti, karın kaslarının (rektus abdominis) orta hat boyunca ayrılmasıdır. Bu duruma

neden olabilecek başlıca faktörler şunlardır:

1. Hamilelik: En yaygın nedenlerden biri hamileliktir. Hamilelik sırasında büyüyen

rahim, karın kasları üzerinde baskı oluşturur ve bu kasların gerilmesine neden olur.

Özellikle çoğul gebelik, büyük bebek taşıma veya ardışık hamilelikler, karın kaslarının

ayrılma riskini artırabilir.

2. Aşırı Kilo ve Obezite: Fazla kilo ve obezite, karın bölgesinde sürekli bir baskı ve

gerilime neden olabilir. Bu durum, karın kaslarının zayıflamasına ve ayrılmasına yol

açabilir.

3. Yoğun Karın Egzersizleri: Yanlış veya aşırı yapılan karın egzersizleri, karın

kaslarının gerilmesine ve ayrılmasına neden olabilir. Özellikle, hamilelik sonrası

dönemde uygun olmayan egzersizlerin yapılması riski artırabilir.

4. Genetik Yatkınlık: Bazı kişilerde genetik olarak bağ dokularının zayıf olması, karın

kaslarının ayrılmasına yatkınlık yaratabilir.

5. Yaşlanma: Yaşla birlikte kas tonusu ve elastikiyeti azalır, bu da karın kaslarının

zayıflamasına ve ayrılmasına neden olabilir.

6. Ağır Kaldırma: Tekrarlayan ağır kaldırma veya aşırı fiziksel zorlanma, karın kasları

üzerinde aşırı baskı yaratarak kasların ayrılmasına neden olabilir.

Diastasis Recti Belirtileri

Diastasis Recti’nin belirtileri genellikle görsel ve fiziksel olarak hissedilir. Bu belirtiler

şunları En yaygın belirtileri karın bölgesinde şişlik, dolgunluk veya zayıflık hissidir.

1. Karın Bölgesinde Şişlik veya Çıkıntı: En belirgin belirtisi, karın ortasında

(genellikle göbek deliği etrafında) bir çıkıntı veya şişlik oluşmasıdır. Bu çıkıntı,

özellikle karın kaslarını kullanırken (örneğin, otururken veya doğrulurken) daha

belirgin hale gelebilir.

2. Karın Kaslarında Zayıflık: Karın kaslarının zayıf ve etkisiz olması hissi, günlük

aktiviteler sırasında fark edilebilir. Özellikle bel ve sırt bölgesinde destek eksikliği

hissi oluşabilir.

3. Sırt Ağrısı: Karın kaslarının zayıflaması ve desteğin azalması, bel bölgesine ekstra

yük bindirir ve bel ağrısına neden olabilir.

4. Postür Bozuklukları: Karın kaslarının zayıflığı, duruş bozukluklarına yol açabilir. Bu

durum, omurganın ve pelvik hizalanmanın dengesizliğine sebep olabilir.

5. Pelvik Taban Sorunları: Diastasis Recti ile ilişkili olarak, pelvik taban kasları da

zayıflayabilir. Bu durum, idrar kaçırma veya pelvik organ prolapsusu gibi sorunlara

yol açabilir.

6. Sindirim Problemleri: Bazı kişilerde, karın kaslarının zayıflaması sindirim

problemlerine ve şişkinliğe neden olabilir.

Fizyoterapi ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Diastasis Recti tedavisinde fizyoterapi, karın kaslarının güçlendirilmesine ve karın duvarının

stabilize edilmesine odaklanır. Fizyoterapistler, hastanın özel durumuna göre bir dizi egzersiz

ve teknik önerir. İşte Diastasis Recti tedavisinde yaygın olarak kullanılan fizyoterapi

yöntemleri:

1. Derin Karın Kasları (Core) Güçlendirme Egzersizleri:

Diastasis Recti tedavisinde ana hedef, karın bölgesindeki derin kasları (özellikle transversus

abdominis kası) güçlendirmektir. Bu kaslar, karın duvarını stabilize etmek ve ayrılmış

kasların birleşmesine yardımcı olmak için kritik bir rol oynar.

• Pelvik Tiltler: Sırt üstü yatarken, dizler bükülü ve ayaklar yere basarken pelvik tabanı

sıkmak ve karnı içeri çekmek suretiyle yapılan hareketlerdir.

• Deep Belly Breathing (Derin Karın Nefesi): Diyaframatik nefes alma tekniği

kullanılarak, nefes alırken karın kaslarını genişletip nefes verirken bu kasları sıkarak

güçlendirme yapılır.

• Transverse Abdominis Aktivasyon Egzersizleri: “Tabletop” pozisyonunda veya sırt

üstü yatarken karın kaslarını içeri çekmek ve derin karın kaslarını aktive etmek

amaçlanır.

2. Pelvik Taban Egzersizleri:

Pelvik taban kasları, karın kasları ile birlikte çalışarak karın bölgesinin desteklenmesine

yardımcı olur. Bu kasların güçlendirilmesi, diastasis recti tedavisinde önemlidir.

• Kegel Egzersizleri: Pelvik taban kaslarının sıkılması ve gevşetilmesi yoluyla yapılan

egzersizlerdir. Bu kasların güçlenmesi, karın duvarının stabilize edilmesine katkı

sağlar.

3. Postür Düzeltme ve Stabilizasyon Egzersizleri:

Duruş bozuklukları, diastasis recti’nin iyileşmesini zorlaştırabilir. Bu nedenle, doğru postürün

sağlanması önemlidir.

• Yüksek Plank ve Alçak Plank Egzersizleri: Doğru teknikle uygulandığında, bu

egzersizler karın kaslarının güçlenmesine ve postürün düzeltilmesine yardımcı olabilir.

• Wall Sit (Duvar Oturuşu): Bu egzersiz, bel ve karın kaslarını stabilize etmek için

kullanılır. Duvarda destek alarak, sırtın duvara yapışık ve dizlerin 90 derece bükülü

pozisyonda tutulmasıyla yapılır.

4. Manuel Terapi Teknikleri:

Manuel terapi, karın kaslarının uygun şekilde hizalanmasına ve iyileşmesine yardımcı olabilir.

Bu teknikler, bir fizyoterapist tarafından uygulanır ve karın kaslarının bağ dokularının

mobilizasyonunu içerir.

• Myofascial Release (Miyofasiyal Serbestleştirme): Bu teknik, kas dokusunun

gevşemesine ve bağ dokularının esnekliğinin artırılmasına yardımcı olur.

Fizyoterapist, elleriyle hafif bir baskı uygulayarak dokuları serbest bırakır.

5. Bantlama Teknikleri:

Kinezyolojik bantlama teknikleri, karın kaslarının desteklenmesine ve doğru hizalamaya

yardımcı olabilir. Bantlama, cildin ve kasların üzerindeki baskıyı hafifleterek kasların işlevini

destekler.

• Kinezyolojik Bantlama (Kinesio Taping): Karın kaslarının hizalanmasını

desteklemek ve zayıf kaslara yardımcı olmak için özel bantlar kullanılır. Bu bantlar,

kasları destekler ve doğru pozisyonlarda kalmalarını sağlar.

6. Progressif Egzersiz Programları:

Diastasis Recti tedavisinde, egzersizlerin kademeli olarak ilerlemesi önemlidir. Fizyoterapist,

başlangıçta hafif ve kontrollü egzersizlerle başlar ve kasların güçlendikçe daha yoğun ve

karmaşık egzersizlere geçer.

• Modifiye Mekik (Curl-Up): Geleneksel mekik egzersizinden kaçınılmalıdır, çünkü

bu egzersiz karın kaslarının daha fazla ayrılmasına neden olabilir. Bunun yerine,

modifiye edilmiş mekik hareketleri ve kontrollü karın kası hareketleri kullanılır.

Diastasis Recti tedavisinde fizyoterapi yöntemleri, bireyin özel ihtiyaçlarına göre uyarlanır.

Bu tedavi yöntemleri, karın kaslarının güçlenmesine, karın duvarının stabilitesinin

artırılmasına ve vücudun genel fonksiyonel kapasitesinin iyileştirilmesine yardımcı olur.

Uzman bir fizyoterapistin rehberliğinde düzenli olarak yapılan bu egzersizler, diastasis

recti’nin etkilerini azaltmada ve iyileşme sürecini hızlandırmada etkili olabilir.

Fizik Tedavi İstanbul Merkezimizin Diastasis Recti Tedavisinde Farkı

Diastasis recti genelde hamilelik sonrası kadınlarda ortaya çıksa da her cinsiyet ve yaşta görülebilen, karın kaslarının zorlanması ile ortaya çıkan bir durumdur. Her kişinin tedavi süreci farklı ilerleyeceğinden, her bireye özel tedavi programları çiziyor ve hastalarımızla bireysel olarak ilgileniyoruz.

SIKÇA SORULAN SORULAR

-Diastasis recti nedir?

   – Diastasis recti, karın kaslarının ayrılması demektir ve genellikle hamilelik sırasında ortaya çıkar.

-Diastasis recti neden ortaya çıkar?

   – Hamilelik, aşırı kilo alımı veya ağır kaldırma gibi  nedenlerle ortaya çıkabilir.

-Diastasis recti yapılacak egzersizlerle düzeltilebilir mi?

   – Evet, düzenli yapılan uygun egzersizlerle diastasis recti azaltılabilir.

-Diastasis recti sadece kadınlarda mı görülür? 

   – Hayır, Diastasis recti hem kadın hem de erkeklerde görülebilir.Ancak kadınlarda daha sık görülür.

-Diastasis rectisi olan kişiler ne tür aktivitelerinden kaçınmalı?

  – Ağırlık kaldırma veya şiddetli karın kaslarını zorlayan aktivitelerinden kaçınılması gereklidir.

Bize Ulaşın!

Diastasis recti tedavisi detaylı fizyoterapi gerektiren bir rahatsızlıktır. Diastasis recti ve tedavi hakkında bilgi almak için web sitemiz ya da telefon numaramız üzerinden bizimle iletişime geçebilirsiniz. Sağlıklı günler dileriz.

G9ikR9tdbb4 Spina Bifida ve Fizyoterapi

Spina Bifida ve Fizyoterapi

Spina Bifida bebeğin anne karnında gelişirken çeşitli sebepler ve anomalilerle omurgasının tam kapanmaması sonucu ortaya çıkan, bebeğin hayatını ve fonksiyonlarını ciddi ölçüde etkileyen bir bozukluktur. Peki Spina Bifida’lı hastalarda Fizyoterapi yöntemleri nelerdir ?

Spina Bifida ile ilgili fizyoterapi yöntemleri nelerdir? 

Spina Bifida’lı bireyler için fizyoterapi, durumun etkilerini yönetmek ve yaşam kalitesini artırmak amacıyla önemli bir rol oynar. Fizyoterapi yöntemleri, bireylerin fiziksel işlevlerini desteklemek, kas gücünü artırmak, hareket kabiliyetini geliştirmek ve genel yaşam kalitesini iyileştirmek için kullanılır. İşte Spina Bifida ile ilgili fizyoterapi yöntemleri:

Güçlendirme Egzersizleri
Amaç: Kas gücünü artırmak ve zayıf kasları desteklemek,

  • Bacak Kaslarını Güçlendirme: Bacak kaslarını güçlendiren egzersizler, hareket kabiliyetini artırabilir ve yürüyüşü destekleyebilir. Örneğin, bacak kaldırma egzersizleri ve direnç bantları ile yapılan antrenmanlar.
  • Karın ve Sırt Kasları: Karın ve sırt kaslarını güçlendirmek, postürü iyileştirebilir ve bel ağrılarını azaltabilir. Plank, köprü ve mekik egzersizleri bu kategoriye girer.

 Hareketlilik ve Esneklik Egzersizleri
Amaç: Eklem hareket açıklığını artırmak ve kas sertliğini azaltmak.

  • Germe Egzersizleri: Eklem hareket açıklığını artırmak için düzenli olarak yapılan germe egzersizleri, kasların esnekliğini artırabilir. Örneğin, bacak germe, kalça germe ve sırt germe hareketleri.
  • Dinamik ve Statik Germe: Hem dinamik (hareketli) hem de statik (sabit) germe teknikleri uygulanabilir.
    Koordinasyon ve Denge Egzersizleri
    Amaç: Koordinasyonu geliştirmek ve düşme riskini azaltmak.
  • Denge Egzersizleri: Denge tahtası veya bosu topu kullanılarak yapılan egzersizler, denge ve koordinasyonu geliştirmeye yardımcı olabilir.
  • Koordinasyon Egzersizleri: El-göz koordinasyonu ve genel motor becerileri geliştiren egzersizler, günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlığı artırabilir.
    Fonksiyonel Hareket Terapisi
    Amaç: Günlük yaşam aktivitelerini kolaylaştırmak ve bağımsızlığı artırmak.
  • Yürüyüş Terapisi: Yardımcı cihazlarla veya destekleyici ekipmanlarla yürüyüş becerilerini geliştirmek için yapılan egzersizler.
  • Gündelik Aktivite Egzersizleri: Oturma, kalkma, kıyafet değiştirme gibi günlük aktivitelerin pratik yapılması.

Alet ve Yardımcı Cihaz Kullanımı
Amaç: Hareketliliği ve bağımsızlığı desteklemek için uygun yardımcı cihazların kullanımı.

  • Ortezler ve Destekleyiciler: Bacak ve bel destekleri gibi ortozler, hareket kabiliyetini artırmak için kullanılabilir.
  • Yürüyüş Yatakları ve Tekerlekli Sandalyeler: Uygun yardımcı cihazlar, hareketliliği destekler ve günlük yaşam aktivitelerini kolaylaştırır.
    Nörolojik Rehabilitasyon
    Amaç: Sinir sistemi hasarını yönetmek ve sinir fonksiyonlarını iyileştirmek.
  • Sinir Uyarı Egzersizleri: Sinirlerin uyarılması ve sinir fonksiyonlarının desteklenmesi için yapılan egzersizler.
  • Motor Becerilerin Geliştirilmesi: Sinir hasarını minimize etmek ve motor becerilerini geliştirmek için özel teknikler ve egzersizler.

 Eğitim ve Bilinçlendirme
Amaç: Bireylerin ve ailelerin durumu anlamalarını ve etkili stratejiler geliştirmelerini
sağlamak.

  • Ev Egzersiz Programları: Bireylere evde uygulanabilecek egzersiz programları ve eğitim verilmesi.
  • Aile Eğitimi: Aile üyelerine, bireylerinin bakımında yardımcı olabilecek bilgiler ve stratejiler sağlanması.

Psikolojik Destek ve Motivasyon
Amaç: Psikolojik desteğin sağlanması ve motivasyonun artırılması. 

  • Motivasyonel Destek: Egzersiz ve tedavi sürecinde motivasyonu artırmak için destek ve teşvik.
  • Psikolojik Danışmanlık: Yaşam kalitesini artırmak için psikolojik danışmanlık ve destek hizmetleri.

 Spina Bifida’lı bireyler için fizyoterapi, kişisel ihtiyaçlar ve durumun ciddiyetine göre özelleştirilmiş bir planla uygulanmalıdır. Fizyoterapistler, bireylerin özel ihtiyaçlarını değerlendirerek en uygun egzersiz ve tedavi yöntemlerini belirleyebilir.
 

-Spina Bifida olan çocuklar normal bir eğitim alabilir mi?
Evet, Spina Bifida’lı çocuklar genellikle özel eğitim desteği ile normal eğitim alabilirler. Eğitim, bireyin özel ihtiyaçlarına göre uyarlanabilir ve ek destek hizmetleri sağlanabilir.
 

-Spina Bifida ile yaşamak zor mudur?
Spina Bifida ile yaşamak bireyden bireye değişir. Bazı bireyler minimal semptomlarla hayatlarına devam edebilirken, diğerleri daha fazla tıbbi ve fiziksel desteğe ihtiyaç duyabilir. Aile desteği, sağlık hizmetleri ve toplumsal entegrasyon, bireylerin yaşam kalitesini etkileyen önemli faktörlerdir.

Spina Bifida’da Fizyoterapi ve Merkezimiz

Fizik Tedavi İstanbul Merkezi olarak Spina Bifida’da fizyoterapinin öneminin farkındayız. Bireysel ve bütüncül tedavi yöntemleri ile merkezimizin uzman ve deneyimli çalışanları Spina Bifida tedavisinde de öncü hizmetlerden birini vermektedir.

SIKÇA SORULAN SORULAR

 -Spina Bifida’lı bireyler için fiziksel aktiviteler önerilir mi?
Evet, fiziksel aktiviteler önerilir, ancak aktiviteler bireyin durumuna göre uyarlanmalıdır. Fiziksel terapi ve egzersizler, kas gücünü artırabilir ve hareketliliği destekleyebilir. Su sporları ve düşük etkili egzersizler genellikle faydalı olabilir.

Spina Bifida hastalarında fizyoterapiye erken dönemde mi başlanmalıdır? 

-Evet, Spina Bifida hastalarında fizyoterapiye erken dönemde başlanması genellikle büyük faydalar sağlar. Erken müdahale, hem doğum öncesi hem de doğum sonrası dönemde birçok avantaj sunabilir. İşte erken dönemde fizyoterapiye başlamanın neden önemli olduğuna dair bazı ana noktalar: 

Fonksiyonel Gelişimin Desteklenmesi 

Erken Müdahale: Doğumdan hemen sonra veya hatta doğum öncesi, uygun egzersiz ve terapi yöntemleriyle motor becerilerin gelişimini destekleyebilirsiniz. Bu, bebeklerin hareket kabiliyetini, kas gücünü ve koordinasyonunu geliştirmelerine yardımcı olabilir. 

Büyüme ve Gelişim: Erken fizyoterapi, çocukların gelişimsel dönemdeki motor becerilerini destekleyerek, oturma, emekleme ve yürüme gibi temel hareket becerilerini geliştirmelerine yardımcı olabilir. 

Kas Gücü ve Postür Desteği 

Kas Gücünün Artırılması: Fizyoterapi, kas zayıflığını önleyebilir ve güçlendirebilir. Bu, Spina Bifida’lı bireylerin bacak kaslarını ve diğer önemli kas gruplarını güçlendirmelerine yardımcı olur. 

Postür Düzeltme: Erken fizyoterapi, postür problemlerini önleyebilir ve düzeltmeye yardımcı olabilir. İyi bir postür, bel ve sırt ağrılarını azaltabilir ve genel hareket kabiliyetini artırabilir. 

Komplikasyonların Önlenmesi 

Eklem Sertliği ve Deformasyonlar: Spina Bifida’lı bireylerde eklem sertliği ve deformasyonlar riski yüksektir. Erken dönemde yapılan germe egzersizleri ve hareketlilik çalışmaları, bu tür komplikasyonları önlemeye yardımcı olabilir. 

Hidrosefali Yönetimi: Eğer hidrosefali (beyin sıvısının anormal birikimi) varsa, erken fizyoterapi başvurusu, baş ve boyun desteklenmesi gibi konularda yardımcı olabilir ve hidrosefaliye bağlı problemleri yönetebilir. 

Gelişimsel Sorunların Yönetimi 

Motor Beceriler: Erken fizyoterapi, motor beceriler ve koordinasyon problemleriyle başa çıkmak için etkili bir strateji sunar. Özellikle el-göz koordinasyonu ve ince motor beceriler üzerinde çalışmak, bireyin günlük aktivitelerde bağımsızlığını artırabilir. 

Kognitif ve Sosyal Gelişim: Fizyoterapi, çocukların fiziksel yeteneklerinin yanı sıra kognitif ve sosyal gelişimlerini de destekleyebilir. Fiziksel gelişim, çocukların sosyal etkileşimlerinde ve genel öğrenme süreçlerinde önemli bir rol oynar. 

Aile Eğitimi ve Destek 

Aile Eğitimi: Erken dönemde fizyoterapiye başlamak, ailelerin çocuklarının bakımını daha iyi anlamalarına ve uygun egzersizleri evde uygulamalarına yardımcı olabilir. Aile eğitimi, tedavi sürecinde aktif rol oynamalarını sağlar. 

Destek: Fizyoterapistler, ailelere çocuklarının ihtiyaçlarına uygun hareket ve egzersiz planları hakkında bilgi verir, böylece evde daha etkili bir destek sağlayabilirler. 

Kişiselleştirilmiş Terapi Planları 

Bireysel İhtiyaçlar: Erken dönemde fizyoterapiye başlanması, tedavi planlarının kişiselleştirilmesini sağlar. Fizyoterapistler, çocuğun bireysel ihtiyaçlarını değerlendirerek uygun terapi yöntemlerini belirlerler. 

İlerlemeyi İzleme: Erken müdahale ile çocukların ilerlemesi düzenli olarak izlenebilir ve gerekli ayarlamalar yapılabilir. Bu, terapi sürecinin etkinliğini artırır. 

Uzun Vadeli Faydalar 

Gelecekteki Sağlık Sorunları: Erken fizyoterapi, uzun vadede sağlık sorunlarını önlemeye ve yaşam kalitesini artırmaya yardımcı olabilir. Düzenli fiziksel aktivite ve destek, sağlık problemlerini yönetmeyi kolaylaştırır. 

Bağımsızlık: Erken dönemde yapılan fizyoterapi, çocukların bağımsız hareket kabiliyetini artırabilir ve yaşları ilerledikçe daha fazla bağımsızlık kazanmalarına yardımcı olabilir. 

Sonuç olarak, Spina Bifida’lı bireylerde fizyoterapiye erken dönemde başlamak, fiziksel, gelişimsel ve fonksiyonel açıdan birçok avantaj sağlar. Erken müdahale, tedavi sürecini optimize edebilir ve bireyin genel yaşam kalitesini artırabilir. Fizyoterapistler, kişiselleştirilmiş planlar hazırlayarak bu süreçte önemli bir rol oynarlar. 

Bize Ulaşın!

Spina Bifida cerrahi olsa da olmasa da ciddi bir Fizik Tedavi süreci isteyen, bebeğin hayatına erken dönemden itibaren Fizik Tedavi’nin katılması gereken ciddi bir sorundur. Spina Bifida ve Fizyoterapi tekniklerimiz hakkında bilgi almak için web sitemiz ya da telefon numaramız üzerinden bize ulaşabilirsiniz. Sağlıklı günler dileriz!

topuk dikeni Topuk Dikeni

Topuk Dikeni

Uzun çalışma saatleri, rahatsız ayakkabılar, ayakta yapılan işler ve yanlış yapılan egzersizler… Günümüzde topuk ağrısının en sık görülen sebeplerinden biri olan Topuk Dikeni (Plantar Fasiit), kişinin topuk kemiğinde şiddetli bir ağrı, batma hissi hissetmesi ile ortaya çıkan bir tablodur. Topuk Dikeni (Plantar Fasiit) nedir ? Nasıl tedavi edilir ? ESWT tedavileri Topuk Dikeni (Plantar Fasiit) için nasıl etki sağlar? Yazımızın devamında bu sorularınızın cevaplarını bulabilirsiniz.

Topuk Dikeni (Plantar Fasiit) Nedir?

Plantar Fasiit ya da halk arasında bilinen adıyla Topuk Dikeni, birçok sebebe bağlı olarak ortaya çıkabilir. Topuk kemiğinin bir çıkıntı şeklinde kemikleşmesiyle ortaya çıkan Topuk Dikeni (Plantar Fasiit) genelde uzun süre ayakta çalışanlarda, yanlış ayakkabı seçenlerde ve aşırı egzersiz yapanlarda görülebilmektedir. Topukta keskin bir ağrı ve batma hissiyle ortaya çıkan bu sorun tedavi edilmediği takdirde ilerleyicidir ve yürümeyi zorlaştırabilir.

Topuk Dikeni (Plantar Fasiit) Neden Olur ?

Birçok nedene bağlı oluşan Topuk Dikeni (Plantar Fasiit) için ana neden genelde ayakta çalışmak, obezite ve aşırı egzersizdir. Sık sık ortopedi vakaları arasında gördüğümüz Topuk Dikeni (Plantar Fasiit) için risk faktörlerini ise şöyle sıralayabiliriz:

Ayak fasyasında aşırı gerginlik: Plantar fasyanın aşırı gergin oluşu, topuk kemiğinde çıkıntı oluşma riskini böylelikle topuk dikeni riskini arttırır.

Düz tabanlılık: Topuk dikeni risk faktörlerinden biri de düz tabanlı olmaktır

Obezite: Fazla kilolar ayağa fazla yük aktaracağından, topuk kemiği ve bağların zarar görmesine böylelikle de Topuk Dikeni (Plantar Fasiit) oluşumu riskini arttırır 

Ayakta çalışmak: Uzun saatlerce ayakta durmak, topuk kemiğine zarar vererek Topuk Dikeni (Plantar Fasiit) oluşma riskini arttırır

Sert zeminde koşmak: Yanlış ve sert zeminlerde koşmak topuk ve bağlara zarar vererek Topuk Dikeni (Plantar Fasiit) riskini arttırır 

Enfeksiyonlar: Ayak tabanındaki enfeksiyonlar Topuk Dikeni (Plantar Fasiit) oluşma riskini arttırır

Topuk Dikeni (Plantar Fasiit) Belirtileri Nelerdir?

Topuk Dikeni (Plantar Fasiit) genelde topuk kemiğinin altında ağrı, batma, iğne saplanması gibi keskin acılarla ortaya çıkan ortopedik bir sorundur. Yürümeyi, koşmayı, ayağın üstüne yük aktarmayı ciddi anlamda etkileyen bu durumda belirtiler şöyledir:

Batma hissi: Topuk Dikeni (Plantar Fasiit) olan ayakta genelde topukta iğne batmasına benzer keskin bir acı hissedilir

Ağrı/acı: ayak tabanında ve topukta ağrı hissedilir

Hassasiyet: Topuk Dikeni (Plantar Fasiit) sonrasında topukta hassasiyet oluşabilir

Kızarıklık: Topuk Dikeni (Plantar Fasiit) oluşan ayak tabanında kızarıklık görülebilir

Ödem: Topuk dikeni sonrasında çıkıntının olduğu bölgede ödeme bağlı şişlik oluşabilir 

Elle hissedilen çıkıntı: Topuk Dikeni (Plantar Fasiit) olan ayağın topuk bölgesinde elle hissedilebilen kemiksi bir çıkıntı oluşur

Topuk Dikeni (Plantar Fasiit) ve Tedavi Yöntemleri

Topuk dikeni ameliyatla tedavi edilebildiği gibi ameliyatsız fizik tedavi teknikleri ile de tedavi edilebilmektedir. Fizik Tedavi İstanbul Merkezimizde uyguladığımız tedavi yöntemlerini şöyle sıralayabiliriz:

Egzersiz Tedavisi: Topuk dikeni (Plantar Fasiit) ayak tabanındaki kasların güçlendirilmesi ve gerilmiş plantar fasyanın gevşetilmesi ile iyileştirilebilir

Fizik Tedavi Ajanları: ESWT cihazı kullanılarak Topuk dikeni (Plantar Fasiit) oluşan bölgedeki kemiksi çıkıntı eritilebilir

Elektroterapi: TENS ve NMES gibi elektroterapi akımları kullanılarak ağrılar giderilebilir ve ayak kasları güçlendirilebilir

Masaj: Topuk Dikeni tedavisinde plantar fasyanın masajla gevşetilmesi ağrıları azaltacaktır

Topuk Dikenini Önlemek İçin Yapılması Gerekenler

Topuk Dikeni (Plantar Fasiit) oluşumunda en büyük risklerden biri ortopedik olmayan ayakkabılardır. Uygun ayakkabı seçimi, dinlenerek çalışma, ergonomik çalışma ortamı gibi düzenlemeler Topuk Dikeni (Plantar Fasiit) oluşumunu önlemekte ve oluşan Topuk Dikeni ağrısını azaltmaktadır.

ESWT (Ekstrakorporeal Şok Dalga Tedavisi) Nedir ?

Ekstrakorporeal Şok Dalga Tedavisi, adından anlaşılacağı gibi tedavide şok dalgalarının kullanımıdır. Çoğunlukla inflamasyonlu durumlarda kullanılan ESWT, şok dalgalarının kemiğe ya da yumuşak dokulara gönderilerek inflamasyonu azaltmaya ve iyileşme sürecini tekrar başlatmaya yarayan gelişmiş bir tedavi yöntemidir. Özellikle topuk dikeni, tendinitler, böbrek taşları gibi durumlarda kullanılan ESWT (Ekstrakorporeal Şok Dalga Tedavisi), günümüzde sıklıkla başvurulan bir yöntemdir.

Fizik Tedavi İstanbul Merkezi ve Topuk Dikeni

Fizik Tedavi İstanbul Merkezi olarak Topuk Dikeni’nin günlük hayatı oldukça zorlaştırdığını biliyoruz. Ve Topuk Dikeni sonrasında cerrahi olsa da olmasa da tekrarlamasından korunmak ve hızlı bir iyileşme süreci için hastanın takibi de önemlidir. Biz Fizik Tedavi İstanbul Merkezi olarak, hastalarımıza bireysel ve özel tedavi yöntemleri sunmaktayız. Her hastamızın takibini titizlikle yapmakta ve gerekli eğitimleri vermekteyiz.

Bize ulaşın! 

Fizik Tedavi İstanbul Merkezi olarak uzman fizyoterapistlerimiz ve ekibimizle, tüm hastalarımızla bireysel ve özel olarak ilgileniyor, tedavi süreçlerini titiz bir şekilde takip ediyoruz. Topuk Dikeni tedavi edilebilir bir sorundur. Web sitemiz veya telefon numaramızdan bize ulaşabilir, Topuk Dikeni tedavisi ve ESWT süreci hakkında Fizik Tedavi İstanbul Merkezimizden bilgi alabilirsiniz. 

Size ve sevdiklerinize sağlıklı günler diliyoruz!

SIKÇA SORULAN SORULAR

Topuk Dikeni (Plantar Fasiit) Kendiliğinden Geçer mi?

Evet geçebilir. Topuk Dikeni her zaman cerrahi isteyen bir durum değildir. Bazen cerrahi gerekse de çok ilerlemeyen durumlarda dinlenme ve buz tedavisi yeterli olmaktadır.

Topuk Dikeni (Plantar Fasiit) ağrısı nerede olur ?

Topuk Dikeni ağrısı topuk kemiğinde, ayak altında hissedilir.

Topuk Dikeni (Plantar Fasiit) tanısı nasıl koyulur?

Topuk Dikeni (Plantar Fasiit) tanısında mnce hasta hikayesi dinlenir ve fiziki muayene yapılır. Kesin tanı için ise MRI görüntüleme ya da röntgen kullanılabilir.

Topuk Dikeni (Plantar Fasiit) ameliyatı olur mu ?

İlerlemiş Topuk Dikeni vakalarında cerrahi bir seçenek olarak düşünülmektedir.

Topuk Dikeni (Plantar Fasiit) Tedavi Nasıl Yapılır?

Topuk Dikeni (Plantar Fasiit) genelde ilaç tedavisi, buz tedavisi, dinlenme gibi basit bir şekilde tedavi edilebilirken ilerleyen Topuk Dikenleri Fizik Tedavi ve cerrahiye ihtiyaç duyabilmektedir. 

ESWT (Ekstrakorporeal Şok Dalga Tedavisi) Hangi Hastalıklarda Kullanılabilir?

ESWT (Ekstrakorporeal Şok Dalga Tedavisi) Topuk Dikeni (Planlar Fasiit) epikondilit, tendinit gibi inflamatik hastalıklarda, böbrek taşlarında tedavi amaçlı kullanılabilir.

ESWT (Ekstrakorporeal Şok Dalga Tedavisi) Acılı Bir Yöntem Midir?

ESWT (Ekstrakorporeal Şok Dalga Tedavisi) , inflamasyonlu bir bölgeye yapıldığı için ne yazık ki ağrı veya rahatsızlık hissedebileceğin bir yöntemdir. Kişinin acı eşiğine göre değişmekte olup, her hastada tolere edebileceği şekilde uygulanmalıdır.

Eswt (Ekstrakorporeal Şok Dalga Tedavisi) Uygulanmaması Gereken Hastalar Var Mıdır ?

ESWT(Ekstrakorporeal Şok Dalga Tedavisi)’nin hamilelerde, kanamaya meyilli olan kişilerde, hemofili hastalarında, kan sulandırıcı kullanan hastalarda ve acı eşiği çok düşük olanlarda kullanılmaması gerekir.

Boyun Fıtığı

close up man with neck pain Boyun Fıtığı

Artan çalışma saatleri, masa başı işlerin artması, çalışma koşullarının gittikçe kötüleşmesi, radyasyon ve teknolojik gelişmeler nedeniyle toplumda neredeyse herkesin zaman zaman boyun ağrıları olabilmektedir. Bu boyun ağrıları bazen ciddi bir sorunu işaret etmezken, bazı ağrıların sebebi sandığınızdan daha ciddi olabilir. Boyun fıtığı günümüzde oldukça sık görülen ve görülme yaşı çok genç yaşlara kadar düşen ortopedik bir sorundur. Peki ne zaman Boyun Fıtığından şüphelenmelisiniz ? Her ağrı fıtığı mı işaret eder ? Bu tür sorularınızın cevapları için yazımıza göz atabilirsiniz.

Boyun Fıtığı nedir ?

Servikal Disk Hernisi ya da halk arasındaki yaygın adıyla Boyun Fıtığı, omurganın bir sorunudur. Omurlar arasındaki disklerde bulunan jelatinimsi yapının çeşitli sebeplere bağlı olarak taşması, bombeleşmesi hatta bazen diskten tamamen akması ile ortaya çıkar. Boyun fıtığı genelde ağrı ve ilerleme seviyesine bağlı olarak uyuşma, hareket kaybı gibi sebeplere bağlı olmaktadır.

Günümüzün yaygın ortopedik sorunlarından biri olan Boyun Fıtığı, toplumda bilindiği gibi her zaman ameliyata ihtiyaç duymaz. İlk tedavi seçeneği her zaman istirahat ve konservatif yöntemler olmalıdır.

Boyun Fıtığı Neden Olur?

Boyun fıtığı için birçok risk faktörü ve neden bulunmaktadır. Bazen ani başlangıçlı bazen de zamanla artan ağrılarla kendini hissettiren Boyun Fıtığının sebeplerini şöyle sıralayabiliriz:

  • Travma: Direkt darbe, düşme, çarpma, ateşli silah yaralanması,trafik kazaları gibi birçok travma Boyun Fıtığına sebep olabilmektedir.
  • Yaş: Boyun fıtığı oluşumunda yaş önemli bir risk faktörüdür ve yaş ilerledikçe fıtık görülme riski artar.
  • Omurlar arasındaki diskler harabiyet: Diskteki aşınma, zamanla birikmiş hasarlar diskin içindeki yapının taşmasına böylelikle de fıtıklaşmaya yol açabilir
  • Sigara: Sigara kullanımı omur sağlığını etkileyeceğinden fıtık riskini arttırmaktadır.
  • Uzun süre masa başında oturma: Remote işlerin artmasıyla masa başında çalışan kişi sayısı da artmıştır. Masa başında uzun saatlerce çalışmak boyun fıtığı riskini arttıracaktır.
  • Hareketsiz yaşam: Boyun fıtığı hareketsiz yaşayan ve egzersiz yapmayan kişilerde daha sık görülür
  • Stres: Her hastalıkta olduğu gibi yoğun stres vücut sağlığını etkileyerek fıtık oluşma riskini arttırır. 
  • Yanlış egzersiz: Gereksiz ve fazla yapılan, yanlış yapılan egzersizler faydadan çok yarar sağlayacaktır. Ve fıtık oluşum riskini arttıracaktır. 
  • Postür sorunları: Yanlış posterde çalışmak, egzersiz yapmak, fazla kambur durmak gibi sorunlar zamanla fıtık oluşturabilir.
  • Genetik yatkınlık: Fıtık oluşumunda genetik yatkınlığın da etkili olduğu düşünülüyor.

Boyun Fıtığı Belirtileri Nelerdir?

Boyun fıtığında fıtığın ilerleme seviyesine ve yerine göre farklı belirtiler ortaya çıkabilir. Her insanda değişen bu belirtiler genelde ağrı ve uyuşma gibi temel belirtiler olabilir. Bunların yanında ise bazı farklı belirtiler de görülebilmektedir:

  • Boyun ve omuza vuran ağrısı: Boyun fıtığının ilk belirtisi genelde boyun ve omuzda ağrılardır. Ense, omuz ve kolları da içine alabilen bu ağrı fıtığın yerine göre oldukça şiddetli ve dayanılmaz olabilir.
  • Kollara uzanan uyuşma ve ağrı: Boyun fıtığı sonrasında kollarda uyuşma ve ağrı görülebilir. Genelde kola vuran ağrı ve uyuşma, fıtığın sinire bası yaptığını gösterir ve ciddi olabilir.
  • Sırt ağrısı: Boyun fıtığı sonucunda sırtta ağrılar görülebilir. Genelde sırtın üst kısmında boyna yakın bölgede oluşan bu ağrı kişinin hayatını zorlamaya başlar.
  • Karıncalanma, uyuşma hissi veya hissizlik: Boyun fıtıkları sinirlere bası yaparak kollarda uyuşmaya, karıncalanmaya hatta tamamen his kaybına sebep olabilir ve bu oldukça ciddi bir durumdur 
  • Hareket kaybı: Boyun fıtığında ağrı ve kısıtlılıklar nedeniyle eklem hareketinde azalma görülebilir.
  • Kısıtlılık: Ağrıya ve fıtığa bağlı kısıtlılık görülebilir
  • Baş ağrısı: Boyun fıtığı bazı hastalarda çene ve baş ağrısına sebep olabilmektedir.
  • Denge sorunları: Etkilenen bölge ve sinirlere bağlı olarak bazen denge kayıpları görülebilmektedir 
  • Kas güçsüzlüğü: Sinir basısı sonucunda bazı hastalarda boyun fıtığı nedeniyle kollarda kas gücü kaybı görülebilir.

Boyun Fıtığı Tanısı Nasıl Koyulur?

Boyun fıtığı tanısı koyulurken önemli olan öncelikle hastanın öyküsüdür. Genelde belirtileri dinlemek hastalığın tanısını koymada yeterli olacaktır. Ancak kesin tanı için MRI, X-Ray gibi görüntüleme yöntemleri de kullanılabilir.

Boyun Fıtığında Tedavi Nasıl Yapılır?

Boyun fıtığında tedavi süreci fıtığın ilerleme derecesine ve hastanın şikayetlerine göre karar verilmektedir. İlk seçenek her zaman dinlenme ve ilaç tedavisi olmakla birlikte fizik tedaviye bile yanıt vermeyen ilerlemiş fıtıklarda cerrahiye başvurulması gerekmektedir.

Boyun Fıtığında Ameliyat Zorunlu Mudur?

Boyun fıtığı denilince günümüzde akla gelen ilk yöntem genelde fıtık ameliyatı olmaktadır. Ancak aslında çoğu boyun fıtığı ameliyat gerektirmeden fizik tedavi ile iyileşebilmektedir. Boyun fıtıklarında cerrahiyi fıtığın yeri, ilerleme seviyesi ve semptomlar etkiler. Eğer fıtık çok ilerlediyse, dayanılmaz ağrılar ve sinir basısı sebebi ile kas güçsüzlükleri görülmeye başladıysa cerrahi seçenek düşünülebilir. 

Doktorlar bu konuda en doğru kararı verecek olup, ilk seçenek olarak genelde istirahat ve fizik tedavi yöntemleri önermektedirler. Fizik tedaviden fayda göremeyen, fıtıkta gerileme yaşamayan hastalarda son seçenek olarak cerrahi önerilmektedir.

Boyun Fıtığı ve Fizik Tedavi

Boyun fıtığı tedavisinde cerrahi dışında birçok konservatif yöntem kullanılmaktadır. Fizik Tedavi İstanbul Merkezimizin uzman fizyoterapistleri eşliğinde ağrılarınızı hafifletmek, fıtık kaynaklı kısıtlılığınızı gidermek, kaybettiğiniz fonksiyonları tekrar kazanabilmek için çalışmalar yapabilirsiniz.

  1. Egzersiz: Boyun fıtığında başvurulacak ilk yöntem egzersiz tedavisidir. Boyun ve omuz kaslarınızı güçlendirmek, gerginlik ve kısalıkları gidermek için egzersiz tedavisi gereklidir. Güçlü kaslar fıtığın olumsuzluklarını da giderecektir.
  2. Fizik Tedavi Ajanları: Ağrıları ve kısıtlılığı gidermek için ısı ajanları, ultrason cihazı, masaj, magnetoterapi gibi birçok teknolojik cihazı tedavinizde kullanıyoruz.
  3. Elektroterapi Yöntemleri: Ağrı ve kısıtlılıklar için tens tedavisi, kas güçlendirme için NMES gibi birçok elektroterapi yöntemini aktif kullanıyoruz.
  4. Alternatif Yöntemler: Kuru iğneleme, masaj terapi gibi birçok alternatif yöntemle ağrılarınızı azaltabilirsiniz.

Boyun Fıtığı Sonrası Yaşam Tarzında Değişimler ve Ergonomik Yöntemler

Boyun fıtığı ne yazık ki sadece boyun ağrısıyla değil birçok semptomla ortaya çıkan ortopedik bir sorundur. Genel sebepleri arasında hareketsizlik, uzun çalışma saatleri, postür bozukluğu gibi sebepler olan Boyun Fıtığında ergonomik değişikliklere gidilmesi fıtık ağrılarını azaltacak, fıtık oluşumunu engelleyecektir.

Ortopedik ve ergonomik aletlerin kullanımı, sık sık mola vermek, dinlenmek, boyun egzersizleri yapmak, dik durmak ve aktif bir yaşam belirlemek sizi fıtık ağrılarından uzak tutacaktır. İş şartları değiştirilemese bile, çalışma ortamında ufak değişiklikler yapmak; doğru sandalye, yastık, mouse kullanımı gibi basit değişiklikler hayat kalitenizi arttıracaktır.

Boyun Fıtığı Ne Zaman Tehlikeli Olur?

Boyun fıtığının belirtileri arasında his kaybı, güçsüzlük, uyuşma gibi belirtiler görülebilmektedir. Bu belirtilerin ana kaynağı, ilerlemiş fıtığın sinir köklerine bası yaparak sinirleri bloke etmeye başlamasıdır. Çoğu zaman kolda uyuşukluklar, şiddetli ağrı, ellerde karıncalanmalar, his ve güç kaybı ile kendini gösteren bu durum fıtığın ilerlediğini ve ciddiyetini göstermektedir. Bu gibi ilerlemiş fıtıklarda acil cerrahi bir seçenek olmaya başlar ve fıtığın tehlikeli bir bölgede olduğunu gösterebilir.

Erken Müdahalenin Önemi

Boyun fıtığı ilerleyici ve ciddi sorunlara yol açabilecek bir ortopedik rahatsızlıktır. Bu nedenle fıtık sinir basısı yapmaya başlamadan ve zarar vermeden erken teşhis etmek ve müdahale etmek sizi birçok faktörden koruyacaktır. Ayrıca ne kadar erken tedaviye başlanırsa o kadar hızlı bir iyileşme süreci olacaktır.

Bize ulaşın!

Servikal disk Hernisi yani Boyun fıtığı, günümüzde en sık görülen ortopedik rahatsızlıklardan biridir. İlerleyici ve ciddi sorunlara yol açabilecek olan Boyun Fıtığı ameliyat olmadan da tedavi edilebilir. Boyun Fıtığı ve tedavisi hakkında bilgi almak için web sitemiz ya da telefon numaramız aracılığıyla bize ulaşabilirsiniz! 

SIKÇA SORULAN SORULAR

Boyun Fıtığı önlenebilir mi?

Evet, önlenebilir. Çalışma ortamınızda yaptığınız ergonomik değişiklikler, aktif bir yaşam tarzı benimsemek, iyi postür ve düzenli egzersiz sizi boyun fıtığına karşı koruyabilir.

Boyun Fıtığı ilerler mi?

Boyun Fıtığı, tedavi edilmediği takdirde ilerleyici ve ciddi sonuçlara yol açabilen ortopedik bir rahatsızlıktır.

Boyun Fıtığı iyileşir mi?

Evet, iyileşebilir. Fıtığın yeri ve ilerleme seviyesine göre konservatif yöntemlerle tedavi sağlanabilir. Cevap alınamazsa cerrahi düşünülebilir.

Boyun Fıtığı kaç yaşında ortaya çıkar?

Günümüzde boyun fıtığı çok genç yaşlarda bile sık görülmeye başlamıştır. Genelde genç yetişkinlerde görülmeye başlayan boyun fıtığı ileri yaşlarda daha sık görülmektedir.

Boyun Fıtığı uyuşma yapar mı ?

Boyun fıtığı, fıtığın yeri ve sinir köküne bası yapmasına göre kollarda uyuşma ve his kaybı yapabilmektedir.

TENS TEDAVİSİ

electro stimulation physical therapy young woman leg TENS TEDAVİSİ
Electro stimulation in physical therapy to a young woman. Medical check at the leg in a physiotherapy center.

TENS VE AĞRI TEDAVİSİ

Ağrı günlük yaşamı zorlaştıran, hareketleri kısıtlayan, insanın yaşamın her alanında canını sıkan ciddi bir durumdur. Ağrıyı kontrol altına almanın birçok yolu vardır. Bu yollardan biri de elektroterapi uygulamalarından biri olan TENS tedavisini ağrı kesici olarak kullanmaktır. Peki nedir bu TENS tedavisi ? Ne işe yarar ? Nasıl uygulanır ? Yazımızın devamında sorularınızın cevabını bulabilirsiniz.

TENS Tedavisi (Transkütanöz Elektriksel Sinir Stimülasyonu) Nedir?

Transkutanöz Elektriksel Sinir Stimülasyonu ya da kısa TENS tedavileri, ağrı için özel frekansta çalışan elektrik akımının ilgili bölgeye verilmesi ile analjezik etki sağlayan bir elektroterapi akımıdır. Elektrotlar yardımı ile cihaz ve kişi arasında bağ kurularak belirli frekans ve sürede akım verilerek, vücudun ağrı hissine verdiği yanıt azaltılarak ağrı kesici etki yaratılır. Hem akut ağrıda hem de kronik ağrılarda aktif olarak görev alan TENS tedavileri, tedavilerin vazgeçilmez bir parçasıdır.

TENS Tedavisi (Transkütanöz Elektriksel Sinir Stimülasyonu) Nasıl Yapılır ?

TENS tedavisi temiz cilde pedler – elektrotlar- yerleştirilerek uygulanır. Hastanın cildine yapıştırılan pedlerin yapışkanlığını ve akımın geçme olasılığını arttırmak için ped ve cilt arasına jel uygulanabilir. TENS cihazı çalıştırılır ve hastanın tolere edebildiği maksimum akım şiddeti ile tedaviye başlanır. Genelde 20-30 dakika arasında tedavi süreleri değişmektedir.

Tens uygulamalarının açık yara üstüne, boyun bölgesine, kanserli ve hamile kişilerde, direkt kemik üzerine yapılmaması önerilir.

TENS Tedavisi (Transkütanöz Elektriksel Sinir Stimülasyonu) Yapılırken Nelere Dikkat Edilmelidir?

TENS tedavileri sırasında cildin temiz olması, açık yara üzerine elektrotların yapıştırılmaması önemlidir. Boyun gibi bölgelerde kullanılmaması, metal implantı olan kişilerde direkt uzak durulması gerekir. Ayrıca elektrotlar bağlanırken kablolara ve kutuplara da dikkat edilmesi gerekir. 

TENS Tedavisi (Transkütanöz Elektriksel Sinir Stimülasyonu) Nasıl Etki Sağlar?

TENS tedavileri uygulanırken vücuda elektrotlar aracılığı ile elektrik akımı verilir. Vücuda verilen bu elektrik akımı beynin akıma odaklanmasını ve ağrı hissinin bloke olmasını sağlayarak analjezik etki yaratır. TENS tedavileri hem akut hem de kronik ağrıda aktif olarak kullanılmaktadır.

TENS Tedavisi (Transkütanöz Elektriksel Sinir Stimülasyonu) Neden Uygulanır?

TENS tedavileri ağrı kesici amaçla kullanılmaktadır. Elektroterapinin en sık kullanılan akımı olarak bilinen Transkütanöz Elektriksel Sinir Stimülasyonu, vücuda elektrotlar yoluyla verilerek ağrı hissini baskılamayı ve analjezik etkiyi amaçlar.

TENS (Transkütanöz Elektriksel Sinir Stimülasyonu) Çeşitleri Nelerdir ?

Bilinen beş çeşidi olan TENS tedavileri şöyle sıralanabilir:

-Konvansiyonel TENS: En sık kullanılan türüdür. Sık sık kullanılabilir ancak kısa süreli analjezik etkisi mevcuttur.

-Akupunktur TENS: Akupunktur iğneleri ile uygulanan TENS çeşididir. Daha uzun süreli analjezik etki yaratabilir

-Kısa – Şiddetli TENS: Titanik kas kasılması oluşturur, yüksek frekanslı akımlardır.

-Burst Tip TENS: Analjezik etki hemen görülmese de daha uzun süre vücutta kalır

-Modülasyon TENS: Akım frekans ve şiddetinin sürekli değiştiği akımlardır

TENS Tedavisi (Transkütanöz Elektriksel Sinir Stimülasyonu) Hangi Alanlarda Ve Hangi Hastalıkların Tedavisinde Kullanılabilir ?

Fizik tedavide en geniş kullanım alanlarından birine sahip olan Transkütanöz Elektriksel Sinir Stimülasyonu, genelde tüm ağrılı durumlarda kullanılabilir. Ağrıya sebep olabilen ve TENS kullanılan rahatsızlıkları şöyle sıralayabiliriz:

Boyun fıtığı

Bel fıtığı

Fibromiyalji 

Migren tedavisi

Multiple Skleroz

İnme

Parkinson

Kırıklar

Tendinitler

Siyatalji

Bursitler

Romatolojik hastalıklara bağlı genel vücut ağrıları

Diyabetik ayak tedavisinde

Omuz ağrısı 

Ameliyat sonrası ağrılar…

Peki TENS Tedavisinin kullanılamayan veya sakıncalı olan durumlar var mıdır ?

Evet ne yazık ki TENS Tedavisinin de kullanılamadığı durumlar vardır. Bu durumları şöyle sıralayabiliriz:

Hamilelerde kullanılmadan önce hekim onayı gerekir ya da hiç kullanılmaması önerilir.

Pıhtı sorunları

Kalp pili olanlar

Metal implantı olanlar

Kronik hastalıklarda (hipertansiyon vb.) hekim görüşü önemlidir

Cildi aşırı hassas olan hastalarda dikkatli kullanılmalıdır

Boyun gibi bölgelerde kullanılmaması gerekir

Kanser hastalarında ya da tümörü olan kişilerde kullanılmamalıdır

TENS Tedavisinin Yan Etkileri Var Mıdır ?

Tens tedavisinin ciddi yan etkileri bulunmamaktadır. Hasta tedavi sırasında hafif bir karıncalanma, minimal acı hissedebilir ancak bunlar ciddi yan etkiler değildir. Akımın dikkatli arttırılmaması ya da hassas ciltli kişilerde ciltte tahriş ve yanık riski bulunmaktadır. Bu nedenle dikkatli olunmalıdır.

TENS Tedavisinin Riskleri Var Mıdır ?

TENS tedavisinin bilinen ciddi riskleri bulunmamaktadır. Bazı hastalarda yanık ya da tahriş riski bulunmaktadır. Ayrıca kalp pili, metal implant bulunan hastalarda hayati risk taşıyabilir.

TENS Tedavisi Ne Kadar Uygulanır ?

Ters Tedavisi (Transkutanöz Elektriksel Sinir Stimülasyonu) genelde 10-15 seans, 20-30 dakika uygulanan tedavilerdir. Ancak bu süre ve seans sayıları hastaya ve hastalığa bağlı olmak üzere değişiklik gösterebilir. 

Merkezimiz ve TENS Tedavisi (Transkütanöz Elektriksel Sinir Stimülasyonu)

Robotik Rehabilitasyon Merkezi olarak her hastanın tedavi sürecinin farklı olduğunu biliyor, hastalarımızı özel olarak değerlendiriyoruz. Bireysel ve bütüncül tedavinin önemini vurguluyoruz.

TENS tedavisi klinikte elektrik akımının kullanılması ile analjezik etki yaratmak için kullanılmaktadır. Birçok hastalığın ve rahatsızlığın tedavisinde ağrı kesici olarak görev almaktadır.

Robotik Rehabilitasyon Merkezimizde deneyimli ve uzman hekimlerimizce uygulanan TENS  Tedavileri için bize güvenebilirsiniz!

SIKÇA SORULAN SORULAR

TENS Tedavisi (Transkütanöz Elektriksel Sinir Stimülasyonu) hangi hastalarda uygulanır ?

TENS tedavisi kullanım alanı oldukça geniş bir tedavi yöntemidir. Birçok hastalığın tedavisinde kullanılabilir. Boyun fıtığı, osteoporoz, kırık sonrası, inme, migren, MS, parkinson, sırt ağrısı, bel ağrısı, diz ağrısı, bursit gibi ağrılı durumların tümünde kullanılabilir

TENS Tedavisinin (Transkütanöz Elektriksel Sinir Stimülasyonu) zararları ya da yan etkileri var mıdır ?

TENS tedavisinin bilinen bir yan etkisi ya da zararı yoktur. Ancak akım dozajı düzgün ayarlanmadığında ya da çok hassas tenlerde yanık riski bulunmaktadır.

TENS Tedavisi (Transkütanöz Elektriksel Sinir Stimülasyonu) yapılırken acı hissedilir mi?

Hayır, akım doğru verildiği sürece TENS tedavisi uygulanırken acı hissedilmez. Sadece hafif bir karıncalanma ve rahatsızlık hissi hissedilebilir.

TENS Tedavisi (Transkütanöz Elektriksel Sinir Stimülasyonu) neye iyi gelir?

TENS tedavisinin ana amacı ağrıyı kesmektir. Analjezik etkisi sebebiyle ağrı yaratan her durumda etkili olmaktadır.

TENS Tedavisi (Transkütanöz Elektriksel Sinir Stimülasyonu) günde kaç defa uygulanabilir ?

Bu konuda kesin bir kural bulunmamaktadır. Fayda görüldüğü takdirde TENS tedavileri günlük olarak ya da günde birkaç defa kullanılabilir.

TENS Tedavisi (Transkütanöz Elektriksel Sinir Stimülasyonu) ne kadar sıklıkla kullanılır?

Her gün ya da gün aşırı olarak tedavi uygulanması tedavi etkisini arttıracaktır. Bu nedenle terapistiniz ile tedavinizin sıklığını programlayabilirsiniz.

TENS Tedavisi (Transkütanöz Elektriksel Sinir Stimülasyonu) ne kadar sürer ?

TENS tedavileri genelde 20-30 dakika, 10-15 seans uygulanmaktadır. Ancak bu kişiden kişiye ve hastalığa bağlı olarak değişmekte olup, net bir sayı bulunmamaktadır.

TENS Tedavisi (Transkütanöz Elektriksel Sinir Stimülasyonu) diz ağrısına iyi gelir mi?

Evet, TENS ağrı kesici özelliğe sahip bir elektroterapi akımıdır. Bu nedenle diz ağrısı gibi ağrılı durumlarda kullanılabilir ve etkilidir.

Bize Ulaşın

Ücretsiz tedavinin adresi Fizik Tedavi İstanbul Merkezi olarak uzman hekimlerimiz ve deneyimli fizyoterapistlerimiz ile yıllardır ağrı tedavisinde öncü merkezlerden biri olarak hizmet veriyoruz. Her hasta özeldir ve her hastanın tedavi süreci de özeldir. Bu nedenle her hastanın bireysel olarak değerlendirilmesi ve özel programlara ihtiyacı vardır.

Sizler ve sevdikleriniz için buradayız. TENS tedavilerimiz hakkında bilgi almak için bize web sitemiz ya da telefon numaramız üzerinden ulaşabilirsiniz. Sağlıklı günler dileriz!  

Menisküs Yırtıkları  

man bent her head grabbed him her after exercise 1 Menisküs Yırtıkları  
The man bent her head and grabbed him at her after exercise.

Sporcular ve gençler arasında sık sık duyduğumuz ve ciddi diz problemlerinden biri olan Menisküs yaralanmaları, günümüzde gelişen teknoloji ve tedavi yöntemleri ile kolayca tedavi edilebilmektedir. Menisküs dediğimiz yapılar, diz içerisinde şoku absorbe etme görevi olan, yarım ay şekline benzeyen elastik yapılardır. Sağ ve sol dizde olmak üzere toplam 4 adedi bulunan menisküslerin hasar almasına birçok etken sebep olabilir. Zamanla överse, darbe, düşme, ters hareket sebebiyle hasar alabilen Menisküsler hakkında detaylı bilgi için yazımıza göz atabilirsiniz.

Menisküs Yırtığı Nedir?

Menisküsler, dizlerimizin içinde bulunan, iki kemik arasında şok absorbsiyonu görevinde bulunan, genelde yarım ay şekline benzeyen ve her insanda 4 adet bulunan lastiksi yapılardır. Bu yapılar çeşitli sebepler nedeniyle hasar alabilir veya yırtılabilir. Yırtığın yeri ve büyüklüğüne bağlı olarak ciddiyeti değişmekle birlikte, bazı hasarlanmalar oldukça küçük olup bir müdahale gerektirmeden iyileşebilir.

Menisküs Yırtığı Neden olur?

En sık görülen diz yaralanmalarından biri olan menisküs yırtıkları birçok sebebe bağlı olarak ortaya çıkabilir. Genelde ters  hareket, aşırı kullanma, darbe gibi sebeplerle ortaya çıkan bu yırtıklar tedavi edilmediği takdirde ciddi sorunlara yol açabilir.

Menisküs Yırtıkları ve Risk Faktörleri:

Menisküs yırtıklarının risk faktörleri arasında birçok madde yer almaktadır. Yaş, obezite gibi risk faktörleri bulunun bu yırtıklar için çeşitli risk faktörlerini şöyle sıralayabiliriz:

  • Ters hareket: Aktivite sırasında ani ve ters hareket yapılması, özellikle rotasyonel hareketler menisküs yırtıklarına sebep olabilmektedir.
  • Yaş: Yaş ilerledikçe menisküs hasarlarının görülme riski artar.
  • Spor: Basketbol, futbol gibi ayak sporları ve çoğu temas gerektiren spor menisküsler için risk faktörüdür.
  • Aşırı kullanım: Overuse da denilen, dizlerin fazla kullanımına bağlı nedenlerle oluşan hasarlar
  • Travma: Darbe, düşme, çarpma gibi dize direkt gelen travmalar menisküs yırtığı riskini arttırır.
  • Merdiven çıkma: Eğilip kalkma veya dizin bükülü konumunda yapılan sık aktiviteler menisküse zarar verebilir
  • Kireçlenme: Dizdeki kireçlenmeler kıkırdağa ve menisküse zarar vererek yırtık riskini arttırır.
  • Ağır yük kaldırma: Ağır yük kaldırmak diz eklemine bindireceği yük sebebiyle menisküs yırtığına sebep olabilir 
  • Obezite: Fazla kilolar menisküs üzerindeki yükü arttıracağından menisküs yırtığı riskini arttırır

Menisküs Yırtığı Belirtileri Nelerdir?

Genelde ağrı ve takılmalar ile kendini hissettiren menisküs yırtıklarında yırtığın yerine ve büyüklüğüne bağlı olarak farklı belirtiler ortaya çıkabilir. Bu belirtileri şöyle sıralayabiliriz:

  • Ağrı: Menisküs yırtığının konumuna bağlı olarak dizin önü, arkası, yanlarında şiddetli ağrıya sebep olabilmektedir.
  • Ödem: Menisküs yırtığı sonrasında içerideki kanama sebebiyle dizde şişme görülebilir
  • Kısıtlılık: Yırtığın derecesine ve ödeme bağlı olarak dizin hareketlerinde kısıtlılık oluşabilir
  • Dizde boşalma hissi: İleri derece yırtıklarda diz stabiletesi sağlanamaz ve dizde boşalma hissi oluşabilir.
  • Baker kisti: Bazı menisküs yırtıklarından sonra baker kisti denilen, ödeme bağlı diz arkasında kistler oluşabilir
  • Takılma hissi: Yırtık sebebi ile dizin hareketleri esnasında takılmalar yaşanabilir.
  • Eklem sesleri: Krepitasyon da denilen dizin hareketleri sonucunda çıtırtı seslerinin gelmesi

Menisküs Yırtıklarında Teşhis ve Tanı:

Genelde menisküs yırtıklarında en sık kullanılan tanı yöntemi MRI görüntülemedir. Ancak çoğu hastada hasta öyküsü dinlenerek ve fiziki muayene yapılarak da tanı koymak mümkündür. Menisküs yırtıkları için ortopedide Menisküs Testleri de bulunmaktadır.

Menisküs Yırtıkları ve Evreleme

Dejeneratif, oblik, radial gibi türleri bulunan Menisküs yırtıklarının dört evresi vardır. Bu evreleri şöyle sıralayabiliriz:

Birinci evre: Menisküs yırtıklarında ilk evredir. Tam bir yırtık bulunmamakla birlikte minimal hasar vardır.

İkinci evre: Menisküs bütünlüğü hala korunsa da artık bir yırtıktan bahsedilebilir

Üçüncü evre: Cerrahi düşünülebilen yırtıklardandır. Yırtık belirgindir.

Dördüncü evre: yırtığın son evresidir. Tam bir yırtık bulunmakta ve menisküsün bütünlüğü korunmamaktadır.

Menisküs Yırtığında Tedavi

Menisküs Yırtığı Sonrası Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Süreci

Menisküs yırtıklarından sonra yırtığın derecesi ve konumuna bağlı olarak cerrahi müdahale gerekebilir. Cerrahisiz yırtıklarda ise menisküsün iyileşmesi ve semptomların azaltılması için hasta Fizik Tedaviye ihtiyaç duyar.

Fizik Tedavi İstanbul Merkezi olarak menisküs yırtıkları sonrasında birçok tedavi yöntemini birleştiriyor ve bütüncül bir tedavi sağlıyoruz. Bu tedavi yöntemlerini şöyle sıralayabiliriz: 

  • Egzersiz Tedavisi: Menisküs yırtıkları sonrasında özellikle üst bacak kaslarında azalma ve güç kaybı yaşanır. Bu kas ve güç kaybı, hastanın tekrar yürümesini engelleyecektir. Bu nedenle bacağın eski gücüne kavuşması için kas gücünü tekrar arttırmak gereklidir.
  • Fizik Tedavi Cihazları: Son teknoloji Fizik Tedavi cihazları ile menisküsün ve dizin eski haline kavuşması için tedavi uygulamaktayız
  • Esneklik çalışmaları: Kısalan kaslarda germe ve esneklik egzersizleri uygulamaktayız
  • Isı tedavileri: Isı cihazları ve buz tedavileri ile ödem ve ağrıyı azaltmayı hedefliyoruz 
  • Elektroterapi: Tens ve NMES gibi sık kullanılan elektroterapik akımlarla ağrı ve kas gücünü iyileştirmeyi hedefliyoruz 
  • Denge Çalışmaları: Menisküs yırtıkları sonrasında denge ve koordinasyon kaybı yaşanır. Bu nedenle dizde denge çalışmalarına önem verilmesi gerekir.
  • Propriyosepsiyon Uygulamaları: Uzaydaki konumumuzu anlamaya çalışan yeteneğimiz olarak da bilinen propriyosepsiyon yaralanma sonrası bozulur. Bu nedenle tedavi programına propriyosepiyon egzersizleri de eklenmelidir.
  • Sanal Gerçeklik: Sanal gerçeklik kullanılarak tedavi seansları daha eğlenceli bir hale getirilebilir 
  • Ergoterapi: yaralanma sonrasın bacağın motor becerileri de etkileneceğinden, ergoterapi çalışmaları ile bacağın fonksiyonu tekrar kazandırılmaya çalışılır.

Menisküs Yırtığında Cerrahi Tedaviler

Menisküs yırtıklarının hepsi cerrahi tedaviye ihtiyaç duymaz. Ancak 3. Ve 4. Seviye yırtıklarda menisküs bütünlüğünün bozulması ve semptomların fazla olması nedeniyle hastaya cerrahi önerilir. Günümüzde teknolojik gelişmelerin ve tıbbın ilerlemesi sonucuyla bu cerrahiler artroskopik olarak kameralarla da yapılabilmektedir.

Her menisküs yırtığı ameliyatından sonra hasta düzenli bir fizik tedaviye ihtiyaç duyar. Hastanın ağrı, ödem ve kısıtlılığının azaltılması için bir an önce tedaviye başlanmalı ve düzenli takip edilmesi gereklidir. 

Her hastanın fizik tedavi süreci farklıdır ve bireysel devamlılık gereklidir. Aynı zamanda propriyosepsiyon, denge ve fonksiyonel bozuklukların da giderilebilmesi için bütüncül tedavi uygulanmalıdır.

Menisküs Yırtığı Nasıl Önlenebilir?

Menisküs yırtıklarında ana sebepler genelde ani hareket, ters hareket, düzgün ısınmama ve gereğinden fazla yük kaldırmaktır. Bu tür sebepler göz önünde bulundurulduğunda kişinin bu risklerden uzak durması onu yırtıklara karşı koruyacaktır.

Merkezimizin Farkı

Menisküs yırtıkları her yaşta ve cinsiyette görülebilir ve sporcularda bu risk çok daha fazladır. Her yırtık ve her hastanın tedavi süreci birbirinden farklıdır ve bu nedenle her hastanın özel olarak değerlendirilmesi, değerlendirme sonrasında da bireysel bir tedavi programı çizilmesi gerekir.

Yürümenin etkilendiği bu yaralanmaların hastanın mentali için de zor olduğunu biliyor bu nedenle her türlü sosyolojik ve psikolojik desteği de sağlıyoruz.

Bize ulaşın!

Menisküs yırtıklarında tedavi için geç kalmayın. Menisküs yırtıkları ve tedavilerimiz hakkında bilgi almak için web sitemiz ya da telefon numaramız aracılığı ile bize ulaşabilir, randevu alabilirsiniz. Sağlıklı günler dileriz!

SIKÇA SORULAN SORULAR

-Menisküs Yırtığında Ne Zaman Cerrahi Gerekir ?

Menisküs yırtıklarının hepsinde cerrahi gerekmez. Özellikle 1 ve 2. Derece yırtıklar cerrahi istemezken, 3 ve 4. Yırtıklarda cerrahi önerilmektedir.

-Menisküs Yırtığı Kendiliğinden Geçer mi?

Çok ciddi olmayan, özellikle ilk seviye yırtıkların kendiliğinden iyileşebildiği görülmüştür.

-Menisküs Yırtığı Tedavisi Nasıl Yapılır?

Menisküs yırtıklarında her zaman cerrahi gerekmemekle birlikte, Fizik Tedavi ve rehabilitasyon ile tedavi sağlanabilir. Hastanın bu süreçte düzenli rehabilitasyon alması önemlidir.

-Menisküs Yırtığı Ne Kadar Sürede İyileşir ?

Her hasta ve yırtığın derecesi farklı olduğundan bu konuda hakkında net bir bilgi verilmemekte ve kişiden kişiye göre değişmektedir.

-Menisküs Yırtığı sonrası hastalar yürüyebilir mi?

Menisküs yırtıkları ağrı, kısıtlılık ve denge sorunları sebebiyle yürüme bozukluğu yapabilmektedir. Ancak tedavi sonrasında hasta eskisi gibi yürüyebilmektedir.

-Menisküs Yırtığı ağrısı nerede olur ?

Yırtığın yerine bağlı olmakla birlikte diz önü, yanı veya arkasında hissedilebilir.

-Menisküs Yırtığında Ödem Olur mu ?

Evet. Menisküs yırtığı belirtilerinden biri de dizdeki kanamaya bağlı olarak ödem ve şişlik görülmesidir.

-Ameliyatsız menisküs yırtığı nasıl geçer?

Menisküs yırtıklarında özellikle 1 ve 2. derece yırtıklarda ameliyat gerekmez. Bu yırtıklarda Fizik tedavi uygulamaları ve egzersizler yırtığın iyileşmesinde cerrahisiz olarak görev almaktadır.

-Menisküs Yırtığı Egzersiz ile İyileşir mi?

Evet, çok ileri seviye olmayan Menisküs yırtıklarında en etkili tedavi yöntemlerinden biri egzersizdir. Özellikle üst bacak kaslarının güçlendirilmesi önemlidir.

-Menisküs yırtığı için evde ne yapılır?

Menisküs tedavisinde evde buz koymak ve fizyoterapistin verdiği egzersizleri düzenli olarak yapmak iyileşmeyi hızlandıracaktır.

-Menisküs Yırtığı İçin Dizlik Kullanılır mı?

Evet, diz kapağını saran dizlikler menisküs yırtıklarında koruma ve ağrıyı azaltıcı görev görür.

-Menisküs Yırtığı Olanlar Nelere Dikkat Etmeli?

Menisküs yırtığı sonrasında çömelerek yapılan aktiviteler, basamak çıkma, bağdaş kurma gibi dizin bükülü olduğu hareketlerden uzak durulmalıdır.

Brakial Pleksus Yaralanmalarında Tedavi

image Brakial Pleksus Yaralanmalarında Tedavi

Brakial Pleksus Yaralanmaları genelde çocuklarda görülse de yetişkin yaşta da görülebilen, sinir ağının hasarı sonucu ortaya çıkan bir nörolojik tablodur. Boyundan omuza doğru uzanan sinirlerdeki hasarla ortaya çıkan, omuz,kol ve dirseğin fonksiyonunu kısıtlayabilen bu nörolojik tablo hakkında detaylı bilgi için yazımızın devamını okuyabilirsiniz.

Brakial Pleksus’un Anatomisi

Brakial Pleksus sinir ağı, boyun bölgesinden başlayarak koltuk altına dolanan geniş bir sinir topluluğudur. Omurilikten çıkan sinir köklerinin C5-T1 arasında dallanmasıyla oluşan bu ağda üst, orta ve alt olmak üzere 3 ana dal bulunmaktadır. Üst dalları C5-C6, orta dalı C7, alt dalı ise C8-T1 kökleri oluşturmaktadır.

Brakial Pleksus Yaralanması

Pediatrinin yaygın olarak ilgilendiği rahatsızlıklardan biri olan Brakial Pleksus Yaralanmaları, Brakial Pleksus Sinir ağının yaralanması ile ortaya çıkan nörolojik tabloya verilen addır. Boyundan omuza doğru köklere ayrılan Brakial Pleksus kolun, dirseğin ve elin temel hareketlerinden sorumlu kasları uyardığından kolun hareketleri olumsuz etkilenir.

Brakial Pleksus ve Türleri

Brakial Plekssus yaralanmalarında, hangi sinir dalının hasar aldığına ve hasarın derecesine göre farklı tip tutulumlar görülmektedir. Erb-Duchenne, Klumpke ve Mix tutulum görülen Brakial Pleksus yaralanmalarını şöyle açıklayabiliriz:

  • Erb-Duchenne Felci: Erb-Duchenne tutulumu ya da felci, Brakial Pleksus üst dalının hasarı ile ortaya çıkan, en sık görülen ve çocuğun elinin bahşiş isteme pozisyonunda kaldığı türdür.
  • Klumpke Felci: Brakial Pleksus alt dalının tutulumu ile ortaya çıkan Klumpke Felci, içlerinde en nadir görülen Brakial Pleksus yaralanması türüdür. Kolun pek etkilenmediği ancak elin ciddi anlamda etkilendiği bu türde, pençe el deformitesi görülmektedir.
  • Erb-Klumpke Felci: Tam tutulum da denilen hem alt hem üst dalların tutulumu ile gerçekleşen, kolun tamamında tutulumun gerçekleşeceği tutulumdur.

Brakial Pleksus Yaralanmasının Nedenleri

Genelde doğum esnasında ya da doğumdan hemen sonra oluşan Brakial Pleksus yaralanmaları için birçok sebep ve risk faktörü bulunmaktadır. Bu nedenleri şöyle sıralayabiliriz:

  • Anneden kaynaklı sebepler: Anneden kaynaklı anatomik sorunlar bebeğin doğumu esnasına kolunun hasar almasına sebep olabilir. Ikınamama, darlık, doğumun uzaması ya da tamamlanamaması…
  • Doğumsal problemler: Doğum esnasında bebeğin fazla kilolu olması, doğumun uzaması, forseps ya da vakum kullanımı gibi sebepler doğum esnasındaki sebeplerdir ve en sık görülen nedenlerdir.
  • Sinirsel sorunlar: Travma, kesi, kaza gibi nedenlerle kişinin sinirlerinde oluşan kopukluk nedeniyle de Brakial Pleksus yaralanması oluşabilir.

Brakial Pleksus Yaralanmaları ve Belirtileri

Brakial Pleksus yaralanmalarında genel belirti çoğunlukla kolda ağrı ve hareketlerde kısıtlılıktır. Diğer belirtiler ise şöyledir:

  • Ağrı: Omuz ve kola yayılan ağrı
  • Uyuşma: Sinirsel bozukluk nedeniyle kolun tutulan bölgesine bağlı olarak uyuşma, karıncalanma ve his kaybı:
  • Güç kaybı: Kol kaslarında sinirsel iletime bağlı güç kayıpları görülmesi
  • Felç: Kolda tutulan sinir dalına bağlı olarak felç görülebilir 
  • Harekette kısıtlılık: Tutulan bölgeye bağlı olarak kolun ve elin hareketlerinde kısıtlılık görülebilir

Brakial Pleksus Yaralanmalarında Tanı 

Brakial Pleksus yaralanmalarında tanı koymak için önce hastanın ve ailenin tıbbi hikayesi dinlenir. Çocuk hekim tarafından detaylı bir şekilde muayene edilir. Genelde hikaye ve fiziki muayene yeterli olmaktadır. Ancak MRI görüntüleme, EMG çekimi gibi ek tekniklerle kesin tanı da koyulabilmektedir.

Brakial Pleksus Yaralanması ve Tedavi

Brakial Pleksus yaralanmaları genelde doğumla birlikte ortaya çıkan ancak sinirlerdeki hasara bağlı olarak ileri yaşlarda da görülebilen, boyundan omuza uzanan büyük sinir ağının hasar görmesi ile ortaya çıkan, kolun fonksiyonunu ciddi açıda olumsuz etkileyen nörolojik durumdur. Genelde doğumla birlikte ortaya çıkan Brakial Pleksus yaralanmaları, ilk aylarda hızlı tedaviye başlandığı takdirde iyileşmektedir.

Ücretsiz tedavinin adresi Fizik Tedavi İstanbul Merkezi’mizde sunduğumuz tedavi yöntemlerini şöyle sıralayabiliriz:

  • Egzersiz Tedavisi: Brakial Pleksus yaralanmaları yaralanmanın yerine ve derecesine bağlı olarak omuz ve kolun belirli kaslarında güçsüzlüğe sebep olabilmektedir. Kas gücünün kazanılması için kuvvet egzersizleri tedavi programına eklenmelidir 
  • Esneme ve Germe: Brakial Pleksus yaralanması sonucu kısalan kaslarda germe egzersizleri uygulanmalıdır
  • Fizik Tedavi Ajanları: Ultrason, soğuk-sıcak cihazları gibi fizik tedavi ajanları semptomların hafifletilmesi için uygulanabilmektedir 
  • Elektroterapi: Ağrı ve kas gücü için TENS, NMES gibi elektroterapi akımları kullanılabilmektedir 
  • Ergoterapi: Brakial Pleksus yaralanmları elin ince motor becerilerini olumsuz etkilediğinden Ergoterapi uygulamaları ile motor beceri çalışılmalıdır
  • Fonksiyonel egzersizler: Kol ve ele fonksiyonunu tekrar hatırlatmak için fonksiyonel egzersizler uygulanmalıdır 

Brakial Pleksus Yaralanmaları Önlenebilir mi? 

Brakial Pleksus yaralanmaları genelde doğumla birlikte gelen yaralanmalardır. Gereksiz kilo alımından kaçınmak, bebeğin düzenli takibi, doğum sırasında forseps veya vakum kullanmamak Brakial Pleksus yaralanmalarını önleyebilmektedir. Ayrıca bebeğin en yakın zamanda değerlendirilerek tedaviye alınması, yaralanmanın bırakacağı hasarı en aza indirecektir.

Brakial Pleksus Yaralanmaları ve Merkezimiz

Brakial Pleksus yaralanmaları her kişide farklı şekilde görülen, genelde bebeklerde doğum sonrası oluşsa da yetişkinlerde de görülebilen nörolojik bir sorundur. Kolun tüm hareketini etkileyebilecek bu nörolojik tablo, dikkatli ve acil olarak tedavi edilmelidir.

Fizik Tedavi İstanbul Merkezimizde, her Brakial Pleksus hastamızı özel olarak değerlendiriyor ve bireysel tedavi programları çiziyoruz. Brakial pleksus yaralanmalarında bireysel ve bütüncül tedaviyi savunuyoruz. 

Bize ulaşın!

Brakial Pleksus boyundan omuza doğru uzanan sinir ağına verilen addır ve bu yaralanmalar erken tedavi edildiği takdirde hasar bırakmadan iyileşebilir. Bu nedenle geç olmadan Fizik Tedavi İstanbul Merkezimize ulaşabilir ve Brakial Pleksus yaralanmaları hakkında bilgi alabilirsiniz. Size ve sevdiklerinize sağlıklı günler dileriz!

SIKÇA SORULAN SORULAR

-Brakial Pleksus yaralanmaları önlenir mi ?

Brakial Pleksus yaralanmaları genelde doğumda oluşan yaralanmalardır. Forseps ve vakum kullanımının engellenmesi, riskli doğumlarda sezaryen tercih edilmesi Brakial Pleksusun zarar görmesini engelleyebilir.

-Brakial Pleksus yaralanmaları iyileşebilir mi?

Brakial Pleksus yaralanmalarında tanıdan sonra hemen tedaviye alınarak ilk birkaç ay içinde oldukça iyi bir ilerleme sağlanabilir.

-Brakial Pleksus yaralanmaları için fizik tedavi gerekir mi ?

Brakial Pleksus yaralanmalarından sonra hastanın detaylı bir fizik tedavi görmesi gerekmektedir. Hastanın kas gücünün tekrar sağlanması, ağrısı için çeşitli yöntemlerin kullanılması gerekir. Bebeğin mümkün olan en kısa sürede tedaviye alınması ile iyi bir iyileşme süreci yaşanabilir.

-Brakial Pleksus yaralanmaları tedavisi nasıl yapılır?

Brakial Pleksus yaralanmalarında, kas gücü kaybına, kısalan kaslara, ağrıya, uyuşukluğa yönelik tedaviler sağlanır ve semptomları azaltmak hedeflenir.

-Brakial Pleksus yaralanmaları ne kadar sürede iyileşir ?

Her hastanın tedavi süreci farklıdır. Brakial Pleksus yaralanmalarında hasarın yeri ve derecesine bağlı olarak iyileşme süresi farklılık gösterir. Bu nedenle kesin bir şey söylenmesi mümkün değildir.

-Brakial Pleksus yaralanmaları sonrası kol kullanılabilir mi?

Brakial Pleksus yaralanmasında kolun hangi bölgesinin hasar aldığı ve hangi dalların etkilendiği önemlidir. Bu nedenle kolun tamamının etkilenmediği yaralanmalar görülebilir.

-Brakial Pleksus yaralanmasının ağrısı nerede hissedilir ?

Brakial pleksus ağrıları genelde omuz, kol, dirsek ve el bölgelerinde hissedilebilir.

-Brakial Pleksus yaralanmalarında uyuşma olur mu ?

Brakial Pleksus yaralanmaları, sinir ağının hasarı sonucu oluşan tablodur. Bu nedenle bu tablo sonucunda ağrı ve uyuşma görülebilir.

-Brakial Pleksus yaralanması sonradan olur mu ?

Evet, Brakial Pleksus yaralanmaları doğumla olabildiği gibi, yetişkinlikte kola alınan bir travma sonucunda da oluşabilir.